Sisli bir geceye serpilmiş ayışığı görüntüsü,balkonumun açık bıraktığım camında hafifçe tülü sallayan bir rüzgar ve camın ardında aralarındakileri büyük bir gürültüyle halletmeye çalışan kargalar…
Şu an da yaşamın diğer anları gibi sıradan aslında.Ama karmaşıklığımın arasından sızan yansımalar,yaşadığım şu ana bir sır yüklercesine düşüyor kalemimden kağıda…
İnsan yaşama gözlemci olarak katıldığında daha çok şey biriktiriyor.Beynimin çektiği tüm görüntüler,tüm kımıldanışlar er ya da geç kağıda düşüyor.
Artık insanların anlatılmamış masallarını dinleme çabasındayım.
Karmaşık beyinlerinde ve yüreklerinde yaşadıklarını paylaşıp,onları satır aralarında gizleyerek onlara okuyan kişi olmayı seçtim zamanla.Sadece kendisinin fark edebileceği ve aslında kahramanın kendisi olduğunu ondan başkasının anlayamadığı bir hikayenin öznesi olmanın yüzlerinden yansıyan huzuru besledi beni hep.
İşte sadece o bakışların anlattıklarıydı dışı kumral,içi esmer insanların yüreklerinin izdüşümüyle kalemimden düşen her bir sözcük..
Bu gecede kağıtla randevumda kalemimi kendi yüreğime batırıp yazdım,hiçbir hazırlığa gerek duymadan,birdenbire gelen kelimelerle…
Ve aklımda dönüp duran şu soruyu da paylaşayım sizlerle.
Yazı,çoğu kez kendisiyle birlikte yazanı da değiştiriyor mu sizce…?
Önce belirteyim; iyi ki sayfanıza tekrar bakmışım... Ben bu yazıya yorumu yazdım ve gönderdim. Sanırım Blogcu'dan ya da benden kaynaklı bir hatanın kurbanı olmuş. Can sağlığı olsun :) Ölmediğime göre tekrar yazma kudretim vardır...
Geçen başka bir düz yazınızı okuduğumda sizin düzyazıdaki güzel anlatımınızdan söz etmiştim ve bu yazınızda da haklılığımı perçinlediniz..
Ben yorum uzamasın diye, tüm yazıyı atlayıp son cümlede kalmak istiyorum.
Yazan ve yazı... Ayrılmaz ikili. Etle tırnak gibi...
Yazarlara baktığımızda hep sonlara doğru olan yazılarını severler. Romancılar son romanlarını, öykücüler son öykülerini, şairler son şiirlerini... istisnalar olsa da kaideyi pek bozmaz... İşte bunun nedenidir son cümlenizin özü bence.
Kişi yazıya yüreğini akıttığı kadar yazı başarılıdır. İnsan yazdığını kendisi okudukça da yazdıklarından yeni şeyler öğrendiği gibi, hatalarını, bakış açısını değerlendirir. Daha bir kabaran yüreği vardır artık.
Ve bir sonraki yazısında o daha bir kabaran yüreğini akıtmaktadır...
Ve daha da bir sonraki yazısında, daha da bir fazladan kabaran yüreğini akıtmaktadır yazısına...
Yazıyorum, yazdıkça bütünleşiyorum..
Bazen hikaye bazen gerçekleri..
Ne yazarsam yazayım hiç değişmedim ben..
Hep aynıyım ve hala yazıyorum...
Bilmiyorum başkaları değişir mi?
insan yazı yazarken kalemiyle yüreğiyle tüm cümlelere teslim bayrağını çekmiştir zaten.değişmek için gayret sarfetmesine gereksinimi yoktur bu yüzden,bilmem anlatabildim mi?
Her şeyin yok olduğunu düşündüğünüz anda, gelecek hala yerindedir.Yeni yıl geleceğin ilk adımıdır.
İlk adım ise bir ideale gidişin başlangıcıdır. İdeal denilen şey bir yıldıza benzer, ona hiçbir zaman ulaşamayız belki ama,
tıpkı denizcilere olduğu gibi bize de yolumuzu gösteren o dur.
Dostum; yeni yılda sevdiklerinle birlikte geçmişten feyz alıp mutlu ideallerine kavuşmanı,bu vesile ile sağlık ve mutluluk dileklerimle yeni yılını kutluyorum.
Yazan eller,yazılan kağıtlar...
Çok okurdum gerçi halende okuyorum okuduğumu çok iyi yorumlardım okulda da öğretmenlerim neden yazmıyorsun diye sorarlardı yazmak bana göre değil diye düşünürdüm ama bir taraftanta karalardım buruşuk kağıtların üzerine gördüklerimi,nefretlerimi,özlemlerimi...
Yazdım çok yazdım gizliden gizliye
Belki de yanlızlığımdan yazdım belki de umut ettiklerimi bir arap cin bulur da gerçekleştirir diye...
Gittiğim kumsallarda yazdım boş şişenin içine koyup denize saldım belki ıssız bir adaya düşen biri bulur da okur diye...
Bu yaptıklarımı kimi zaman çocukça buldum kendi kendime güldüm,kimi zaman da acılardan kurtuluş yolu dedim.
Değiştim mi ?
Yazdıklarımdan beni anlayabildiler mi?
Okuyanlar değişti mi?
Tüm bu sorulardan bir tanesine cevap verebilirim sevgili Diloylo
Değişmedim.
Rüzgarın önünde bir yaprak gibiyim
Yaşadıkça da titriyorum
Güneş doğmayacak ruhumun üstünde
Belki de son günümü yaşıyorum
Değişmeden
Yine ben olarak...
Başkalarını bilmem ama, hüzünlere dalınca kalemim ve fazla hüzünlü yazmaya başlayınca içim sıkılıyor benim...
Boğulduğumu hissetmeye başlıyorum...
Ama kalem yine bildiğini okuyor çoğu zaman :)
Biz birbirimizi değiştiremiyoruz :)
Bilemiyorum,
yazı,
kendisi ile birlikte, yazanı da mı değiştiriyor?
Ya da,
değişimlerin ayak izleri,tuvallere yansıması mıdır yazı, bilemiyorum?
Bildiğim,
bunaltıcı bir gecenin nihayetinde,
insanın yüzünü değil sadece, yüreğini serinleten bir seher yeli gibi olduğudur yazılan yazıların yazarı için.
İçinden, benliğinin ta derinlerinden bir şeyleri kotorması,
hamarat bir ev hanımı becerisi ile,
allayıp pullayarak, misafirlerin beğenisine sunmak gibi bir şey.
Ya da kendimize özel, sadece iç dünyamızda yaşattığımız, sadece içimizdeki kendimizle paylaştığımız değerleri, hatıraları, duyguları,
başarılı bir ressam edası ile, blog dediğimiz bu sanal galeride sergilemek.
Tanımadığınız ama,
gönlünüzün en müstesna yerine yerleştirdiğiniz insanlarla,
normal hayatta birlikte olduğunuz kişilerle asla paylaşma imkanı bulamadıklarınızı paylaşmak.
Ya da,
Diloylo'nun tariflediği gibi,
kelime aralarına saklanan insan özelliklerini, karakterlerini, duygularını, büyük bir beceri ile yakalayıp, çıkarmak ve onları anlayabildiğinizi kendilerine hissettirebilmek.
Güzel şey yazmak.
Yüreğinizden çekip çıkarmak bir şeyleri ve
kendinize özel bir üslupla yazıya dökmek.
Dost diyebildiğiniz insanlara bir şeyler anlatabilmek ve onları anlamaya çalışmak...
Güzel şey...
Güzel şey karşılıksız dostluk...